Modalities
2020, 59'04", four-channel animation

Biyolojik çeşitlilik ile jeneratif imgelerin çeşitliliği arasındaki benzerliklere odaklanan bu çalışma, yaşam, ölüm ve evrim olgularını imgesel alanın içinde arıyor. Yapay zeka yardımıyla üretilen görüntüler, bir an için çekici görünen, bir süre sonra ise tiksinti uyandırabilecek beden parçalarını, giysileri, mikorganizmaları, takıları, mineral parçalarını, meyveleri ya da hayal ürünü yaratıkları andırıyor.  Bir taraftan asırlardır tanıdık olduğumuz şeylere benzerken diğer yandan bir bütün olarak algımızda yer etmiyorlar. Dijital dokuların bir araya gelişleri ve çözülmeleri tıpkı biyolojik olanlar gibi aynı malzemeden yapılan fakat farklı örgütlenme biçimleriyle özel belirişlere sahip varlıkları anımsatıyor.

Spotlighting the similarities between biological diversity and the diversity of generative images, this work explores the phenomena of life, death and evolution within the imaginary field. Elaborated with the aid of artificial intelligence, the images evoke body parts, clothes, microorganisms, jewelry, mineral masses, fruits or fictional creatures that seem attractive for a moment, only to eventually become repugnant. While on the one hand they resemble things we have been familiar with for centuries, on the other hand they do not establish themselves as a whole in our perception. The amalgamation and dispersion of digital tissues, similarly to the case of biological ones, recalls beings that are composed of the same substance, but make different manifestations due to permutation variances.



Üreticiler, Ayırt Ediciler ve Arada Kalanlar

Ulya Soley

Henüz hiçbir şey öğrenmemişken dünyadaki nesnelere, bitkilere, hayvanlara bakmak, onları tek tek öğrenmek ve ayırt edebilmek nasıl bir his? Bunu yaşamımızın başında deneyimliyor ve ne yazık ki nasıl bir his olduğunu hatırlayamıyoruz. Kerem Ozan Bayraktar’ın Kipler (2020) başlıklı dört kanallı animasyon videosu, bir yönüyle tanıdık ama bütününe bakıldığında yabancı formlarda karşımıza çıkan imgelerin birkaç saatini gösteriyor ve izleyiciye, imgelerin henüz tanıdık olmadığı bir dünyada var olmanın nasıl bir his olabileceğine dair bir deneyim sunuyor. 

Metal bir aksama oturtulan dört ekran kendi içinde de nizami biçimde ızgara düzeninde kare alanlara bölünmüş. Bu alanlarda her bir imge bir süre kendini göste- rip kayboluyor, sonra bazen başka bir karede biraz değişmiş olarak tekrar karşımıza çıkıyor. Bayraktar, bu imgeleri GAN algoritmasını kullanarak üretiyor. GAN, Türkçeye Çekişmeli Üretici Ağlar olarak çevrilen Generative Adversarial Network’ün kı- saltması. Birbirine karşıt çalışan iki ağ üzerinden etkinleşiyor: Üretici (Generator) ağ ve Ayırt Edici (Discriminator) ağ. Üretici, gerçeğe benzeyen veriler üretirken, Ayırt Edici bu verilerden gerçek olmayanları ayırt etmeyi öğreniyor. Sisteme ne kadar çok veri girilirse, Üretici’nin ürettiği imgeler o kadar gerçekçi, Ayırt Edici’nin ayırt etme kapasitesi de o kadar yüksek hale geliyor. Sanatçı bu algoritmayı kullanarak birbirinden farklı objeleri, canlıları, bitkileri, hayvanları bir araya getiriyor ve dijital ortamda türler arası bir eşleştirme gerçekleştiriyor.

Her ne kadar GAN’ın Üretici ve Ayırt Edici aktörleri ile sanatçı ve izleyici arasın- da tuhaf bir analoji kurmak mümkün olsa da Bayraktar, ne GAN’ın işleyişini sağlayan Üretici ağ gibi gerçeğe benzeyen bir veri üretmeye çalışıyor, ne de izleyicinin iyi eğitilmiş bir Ayırt Edici gibi bu verileri gerçekten hatasız bir şekilde ayırt etmesini bekliyor. Ortaya çıkan görsellik ise, zihnimizi bulandıracak kadar karmaşık. Çok tanıdık ama bir o kadar tanımlanamaz: daha önce karşılaşmadığımız ama bir şekilde bildiğimizi düşündüğümüz formlar, bu aradalıklarıyla izleyene tekinsiz (uncanny) bir his veriyor. İzledikçe bu hipnotik görsellik farklı çağrışımları, tanıdık olasılıkları hatırlatıyor, fakat tanımlama, kategorize ederek anlama çabalarımız her seferinde sonuçsuz kalıyor. 

Aslında bu imgeler ilk bakışta biyolojik bir estetiği hatırlatıyor, içerinin, mikroskobik olanın nasıl göründüğüne dair fikir veriyor gibi görünüyorlar. Biyolojinin işleyişine ve tür çeşitliliğine dair öğrendiğimiz dil de - yani türleri çoğaltma, çoğaltırken oluşan kopyalama hataları ve bu hatalardan oluşan yeni türler - videoda algoritmanın yöntemiyle bir benzerlik kuruyor. Farklı objelerin veya canlıların birleşiminden orta- ya çıkan yeni türler birbirlerine evrilmeye devam ediyor, bu da videoda deneyimledi- ğimiz dönüşümü sunuyor. Aynı veriler farklı biçimlerde tekrar tekrar beliriyor. Her şahit olduğumuz an, yeni bir formasyon olarak karşımıza çıkıyor. Bu dijital yapıda karşımıza çıkan dönüşüm, aslında bir adım uzaklaşıp baktığımızda biyolojik senaryoları taklit eden bir yapıda gerçekleşiyor. Bir form doğuyor, başka formlarla birleşip dönüşüyor ve yok oluyor. Bir yönüyle doğum - ölüm döngüsünü çağrıştıran bir belirme - yok olma görüyoruz. Fakat bu belirme - yok olma süreci, çizgisel bir zamanı ta- kip etmiyor. Bayraktar, aslında üç saate yakın uzunlukta bir videoyu karelere bölerek önce - sonra ayrımını ortadan kaldırıyor ve zamansız ama dönüşümlere sahne olan bir düzlem yaratıyor. Bir imgenin yaşamından bazı kesitlere tanık oluyoruz; her kar- şımıza çıktığında öncekinden biraz daha farklı ama bir eski - yeni ayrımı yapmamız da mümkün değil.

Videonun sınırlarını belirleyen, izleyiciyi bu objeleri tanımlamaya çalışmak konusunda ısrarcı olmaya teşvik eden bir unsur da ekranların ızgara düzeninde karelere bölünmüş olması. Bu düzeni oluştururken doğa tarihi müzelerinden esinlenen Bayraktar, video yerleştirmesinde geleneksel bir koleksiyon sergisi estetiğini çok daha dinamik bir biçimde yeniden kurguluyor. Bu yeni kurgu, statik bir okumaya izin vermediğinden katı ve kategorik ızgara düzenini de işlevsiz hale getiriyor. İmgelerin her belirişinde, hem formları hem yerleri değişmiş oluyor, böylelikle tanımlı - tanımsız ikiliği düzenli - düzensiz ikiliğiyle de kuvvetleniyor ve izleyici yine kendini tekinsiz bir pozisyonda, arada kalmış buluyor. Tıpkı karşıt düşünülegelen bi- yolojik (doğal) süreçlerle dijital (yapay) süreçlerin çok benzer şekilde çalışıyor olması gibi, bu ikilikler de aslında düşündüğümüzden daha geçişken ve birbirine dönüşebilen kavramlar olabilir mi? Öğrenebilmek için kurduğumuz karşıtlıkları unutup (un- learn), cevapları şeylerin birbirleriyle kurduğu geçişken ilişkilerde veya aradalıklarda arayabilir miyiz?

Ulya Soley
Üreticiler, Ayırt Ediciler ve Arada Kalanlar,
Dosya: Müstesna Kadavra
GÜNCEL 08.02.2021 • SAYI 2 6 Galeri Nev, İstanbul
PDF